Hemen Üye Ol

 
  www.endurocu.com :: Başlığı Görüntüle - Suriye Ürdün Lübnan gezimiz

Netopsiyon


 Sıkça Sorulan SorularSıkça Sorulan Sorular   AramaArama   Motosiklet GruplarıMotosiklet Grupları   HesabınızHesabınız   Özel Mesajlar (PM)Özel Mesajlar (PM)   GirişGiriş 

Suriye Ürdün Lübnan gezimiz
Sayfa 1, 2, 3 ... 10, 11, 12  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    www.endurocu.com Forum Ana Sayfası -> Geziler/Toplantılar
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
zaferoz
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt: Aug 19, 2009
Mesajlar: 820
Nerden: İzmir

MesajTarih: Cmt Mar 06, 2010 10:05 pm    Mesaj konusu: Suriye Ürdün Lübnan gezimiz Alıntıyla Cevap Ver

Her şey arkadaşım Ayberk’in 2009 yaz başlangıcında scooterıyla beni Bornova’dan Mavişehir’deki Barınak Kafe’ye götürmesiyle başladı. Motor alıp “Kışın ortadoğuya gezi yapacağım sana da bir motor alalım sende benimle gelirsin” dedi. Dedim “ne yapacağım ben motoru”. Dedim demesine de zehir bir kez kana karıştı. İşyerimizde birinin scooter’ı vardı “ver bakayım şununla bir köye gideyim” dedim. Rüzgarı tenimde hissetmek o kadar güzeldi ki hemen Ayberk’i aradım ve “motor alacağım” dedim. Hummalı sahibinden.com aramalarından sonra sanki sözleşmiş gibi birer gün arayla motorlarımıza kavuştuk. Gezi tarihi belirlenmişti Ocak sonu yada Şubat başı.Peki bu soğuklarda Türkiye’nin deniz seviyesinden yüksek yollarında buzlanma ve soğuktan üşüme riskine karşı yol yapmak ne kadar akıllıcaydı. Niçin kendimizi gezi başında yoralım dedik ve motorlarımızı kamyonla Adana’ya gönderme fikrinde birleştik ve 03.02.2010 tarihinde motorlarımızı yükledik.Kendimiz de 05.02.2010 Cuma günü Adana’ya gidecek ve motorlarımızı indirecektik.Gece yarısı arkadaşım Ali Ufuk’tan güzel bir gezi yapmamızı dileyen mesaj geldi telefonuma. Zaten uyku tutmamıştı gezi heyecenından hemen cevap yazdım. 1 dakika sonra bu sefer telefonum çaldı.Ali Ufuk’tu. Soyadımı ve Ayberk’in soyadını sordu. Dedi “arkadaşımsınız ama daha soyadlarınızı bile bilmiyorum vs vs” güzel dileklerle bitti konuşma.1 saatlik uyku ile bindim uçağa öyleki sızıp kalmışım hemen. Derken hostes yanıma geldi ve adımı sordu uyku sersemiyim zaten “size bazı sorularımız olacak” deyip ön tarafa paravana aldılar sonra da perdeyi kapattılar içimden “ne suç işledik acaba” derken kokpit kapısı açıldı ve bir anda pilotların yanında buldum kendimi. Sıcak bir karşılama ile yanlarına oturttular beni. Hal hatır sorup Ali Ufuk’un ve sevgili pilot eşinin arkadaşları olduklarını söylediler. O sırada Torosların bembeyaz manzarasını izliyordum. Aynı tarife Ayberk’ede uygulandıktan sonra sanki sözleşmişçesine motorlarımızla aynı anda Adana’ya vardık. Kamyondan yere sağ salim indirdikten sonra kuzenimde sağlam bir kahvaltı yaptık. İlk hedef Antakya. Ceyhan ayrımına kadar soldan kuvvetli bir rüzgar esiyordu kontrollü şekilde ilerleyip rotamızı güneye çevirdik pupa yelken Cilvegözü sınır kapısına vardık. 2 saatlik gümrük işlemlerinden sonra artık Suriye’deydik.Hava kararmak üzereydi ve bir an evvel Halep’e varmalıydık. Arapça yazıların arasında City Center tabelalarını izleyerek şehir merkezine vardık. Otel aramak için motorlarımızı durdurunca etrafımıza 15-20 kişi toplandı. Aralarında Türkçe bilen birininin de yardımıyla Semiramis otel’e yerleştik.Halep sokaklarında biraz turlayıp karnımızı doyurduktan sonra dinlenmek için otelimize döndük.




06.02.2010
Sabah uykumuzu almış şekilde Halep i gezmek üzere otelden ayrıldık. Bu arada akşam alelacele yerleştiğimiz otel biraz pahalı olduğu için hemen yakındaki Hotel Han Adi’ye yerleşmeye karar verdik 2 kişilik da kahvaltı dahil 30TL. Odada her şey pembe.

Otel sahibi tatlı bir Suriye’li amca Türkler i çok seviyor ve birlik olmamız gerektiğini söylüyor. Tabi İngilizce anlaşıyoruz henüz Arapçayı öğrenemedik(birkaç önemli kelime dışında da öğrenemedik hala). Motorlarımızla ön keşif yapmak için kısa bir şehir turu atıyoruz. Müslümanların çarşısı ile Hıristiyanlarınki ayrı yerlerde. Müslümanlarınkinden başladık. Sokaklarda dolaşırken kendimi ortaçağ film stüdyolarında gibi hissediyorum.




İpek yolu’nun en işlek merkezi olan Halep tarih boyunca Akadlar Mısırlılar Persler Yunanlılar Romalılar ve Türkler tarafından yönetilmiş. İrmik unu ile yapılan ve içine peynir konan yemeğimizi yedikten sonra ulu cami’ye gittik. Ms 700de yapılmış ancak tadilat ve yenilemelerle günümüze kadar gelebilmiş. 1090 yılında yapılan 45m lik minaresi aynen günümüze kadar korunmuş.




Kocaman bir avlusu var. Caminin içinde Hz İsa’nın vaftizcisi Yahya’nın babası Hz. Zekeriya’nın başının gömülü olduğu bir türbe var. Mimar Sinan gibi devasa kubbe yapamadıkları için caminin içini sütunlarla doldurmuşlar. Yine de çok huzurlu biryer. Suriyeli gençlerle resim çektirdikten sonra çarşıyı gezdik. Yapılar eski ve taştan yerler de öyle.İmalathaneler ve ürettiği malı satan esnaf aynı yerde. Sokaklar o kadar dar ki bir gidiş bir dönüş var biri bir dükkanın önünde dursa trafik sıkışıyor.10TL ye karşılık gelen Suriye pounduna falafel( nohuttan yapılan köfteye yeşillik humus yoğurt vb katılarak yapılan gözleme)

yeyip taze sıkılmış meyve suyu içtik. Sonra da yeni yapılmış künefeyi parmaklarımızı yalayarak mideye indirdik. Yani adam başı 5TL ye. Motorlarımıza binip hristiyan çarşısına geçtik. Bir ara kaybolduk polislerin yardımıyla bulduk. Polisler burada bizi çok seviyor. Bizi mi yoksa motorlarımızı mı bilemiyorum.

Buradaki çarşı Müslüman kesime göre çok sakin. Kuyumcular giyim kuşam dükkanları müzeler bu kesimde. Turumuz erken bittiği için kafe tarzı biryere gidip dinlenmek istedik ancak sağlam bir şehir turu attıktan sonra 1 tane bulabildik. Adı Monroe Kafe. Duvarlarda Marilyn Monroe’nin fotoğrafları var.

Elmalı nargile eşliğinde kahvelerimizi içtikten sonra bir yer tarifi sorduk garsona. İngilizce anlamadı şefi çağıracak gibi oldu sonra “Türkçe biliyor musunuz?” diye sordu. Kendisi Kürtmüş ailesinden dolayı Türkçe biliyormuş. Bize yardım ettiği için çok sevindi vedalaşıp ayrıldık. Akşam yemeğinde kebap yedikten sonra internet kafeye gittik. Aşırı yavaş bağlantıdan dolayı otelimize dönüp gezi raporumu yazmaya koyuldum Ayberk bilgisayarından Dexter’ı izliyor. Final bölümünde.
07.02.
7.30 daki koğuş kalk ile uyandıktan sonra kahvaltımızı odamıza getirdiler.

Burada zeytinler çok güzel. Hotel Han Adi’yi işleten tatlı amca ile vedalaştıktan sonra 2. uğrak şehrimiz Hama’ya doğru yola koyulduk. Önce 50km ötedeki Ebla Harabelerine gittik. Gözün görebileceği her yer dümdüz ova sadece burası yükselti. Nedeni yüzlerce yıl üst üste kurulan şehirlerin zaman içinde yükselti oluşturması. Bizde de var bunlardan adına Höyük diyoruz. Arkeologlarca çok değerli

bizim için fazla bir şey ifade etmeyen bu yerden ayrılıp 2. durağımıza Serjilla’ya gidiyoruz.

Burası bölgedeki yaklaşık 15 terkedilmiş roma şehrinden biri bir ölü kent. Geç Roma Bizans dönemine ait bu şehir 1500 yıl önce terkedilmiş. Yağmurların azlığı ve depreme dayanıklı olmalarından dolayı günümüze kadar çok sağlam şekilde ayakta kalmış. Şehri bir Amerikalı bir İspanyol otostopçu ve Sıddık 5 kişi birlikte geziyoruz.


3. durağımız Apamea (Araplar afamya diyor) ya doğru yola koyuluyoruz. Yollar tertemiz asfalt ve çukursuz üstelik 2 şeritli.

Köy yollarından bahsediyorum tabiî ki Benzin molası verdiğimiz istasyonun sahibi bizi evine davet etti.

Fazla zamanımız olmadığı için kibarca reddettikten sonra biraz ileride salaş bir yerde acıkan karnımız doyurmak için Falafel yedik.

Türk olduğumuzu söyleyince para almak istemediler. Zorla 50 pound(1.5TL) yi verdi Ayberk. Harika manzaralı bir 70km yaptıktan sonra Ap Pameya’ya vardık. Burası gezdiğimiz ilk büyük roma şehri. Mö 3.yy da Romalı bir komutanın eşi Apamea’ya yaptırdığı bir şehir, şehrin ortasında 2km lik cadde var. Biz ancak 1km yürüyebiliyoruz.


55km daha yaptıktan sonra 2. şehrimiz Hama’ya varıyoruz. Burası Halep e göre yeni düzenli ve sakin. Şehrin içinden geçen nehirlerde dev su çarkları var. Otelimiz Cairo Otel gayet temiz geceliği 900 pound (27TL) yine internet kafeye gidiyoruz bu sefer bağlantı iyi ancak birçok sayfa yasaklı o yüzden açamıyoruz. Otelde Tavla var hemen bir el atıyoruz Ayberk kolunun altına almak istemiyor.
08.02
9 da marş motorlarımızı çalıştırdıktan sonra Homs şehrine kadar gidip Crac de Chavalier’e yöneldik.

Vadiye hakim bir tepeye kurulmuş olan kale tüm gezi boyunca gördüğüm tüm kalelerden iyi korunmuş ve etkileyici olanıydı. Ms 1000de Müslüman biri yapmış ancak haçlılar devralmış zaman içinde. Kalenin içinde gezen atlı şövalyeleri canlandırıyorum gözümde.




1 saat kadar kaleyi gezdikten sonra Aziz George manastırına gidiyoruz. Halen Faal bir yer. Dini yapıların ortak özelliği olan sükunet burada da hakim. Ayberk duvarlardaki ikona ve fresklerin hikayelerini anlatıyor bana. Beleş rehberle gezmekte ne güzel oluyor.

Manastırın içinde olduğu bölge tamamen Hıristiyanlar var. Binalar yeni ve düzenli. Yol sorduğumuz biri bizi evine davet etti. Bu sefer reddetmedik. Bize çay ikram edip burada kalabileceğimizi söyledi. Teşekkür edip Misyaf’a doğru yola çıktık.


Yol bir hayli virajlı ve yüksek tepelere çıkıyor. Asfalt her zamanki gibi harika. Virajları gördükçe aklıma endurocu.com daki arkadaşlarım geliyor.Misyaf a varıp kaleye ulaştık ancak kapalı. Önünde birkaç resim çekindikten sonra otelimize Hama’ya geri dönüyoruz. Yatağıma yatıp gözümü kapattığımda inişli çıkışlı virajlardayım hala…
09.02
Sabah erkenden Hama’dan ayrıldık. Hava’da yağmur var. Niyetimiz Homs’u pas geçip Damascuss(Şam) a varmak. 30.km de artan yağmurla birlikte yağmurluklarımızı giydik.

Tüm gezi boyunca gördüğümüz tek yağmur buydu Türkiye’dekileri saymazsak. 1 saat kadar yağmurda gittikten sonra kesilen yağmur kuru yolla birlikte hızımızı biraz arttırıp öğlen 1 de Şam’a girdik. 1 saat kadar otel aradıktan sonra çok merkezi bir yerde 800 pounda otel bulduk. Çok temiz değil ama çok ucuz. Biraz dinlendikten sonra emevi camii ve çevresindeki kapalı çarşıyı geziyoruz.


Bu Kapalıçarşı çok büyük. Binlerce dükkan var ve birbirine paralel ara yollarla birleştirilmiş başka Kapalıçarşılar var.

Akşama kadar çeşitli tatlı ve yiyeceklerden tattıktan sonra bir ara

Masal anlatan amcayı dinlemek üzere kahvehaneye gidip nargile söylüyoruz. Bu masal anlatıcılarından eskiden çok varmış. Şimdi sadece o kalmış.

Meydan adı verilen tamamı tatlıcı ve yemekçilerden oluşan yere gidip önce döner sonra humus ardından da tatlı yiyoruz. Tatlıcılar Türk olduğumuzu öğrenince bize tatlı ikram ediyorlar. Buradan göbekli döneceğimize şüphe yok.



10.02
Bu sabahki hedef Palmyra (Tadmur). 730 da kalkıp 7.40 ta yola koyulduk. Gidiş geliş toplam 500km lik bir yolumuz var. Homs yönüne dönüp Palmyra tabelasından sağa sapıyoruz. 20km kadar endüstriyel yapılar ve bol kamyonlu trafikten sonra çorak araziye çıkıyoruz. Yolun bir ucu Palmyra diğer tarafı Bağdat.

Asfalt yine tertemiz ve gözümüzün alabildiğince düz. Kulağımda Bruce Dickinson’un sesi “cought somewhere in time” diyor sağ elim gazı sonuna kadar çekmiş durumda. 5. vites 7000 devirle ilerliyoruz. Canlı hiçbirşey yok gözle görünen. 100km kadar sonra Bağdat Kafe diye bir yer görüp duruyoruz.



Acıkan karnımızı doyurmak için. Ayberk Şili’li turistlerle İspanyolca sohbet ederken içerideki bedevi omletlerimizin hazır olduğunu söylüyor. Fazla oyalanmadan yola koyuluyoruz çünkü 1 saatte gezilebilecek bir yer değil ve dönüş yolumuz olacak. 160-170km hızla ilerliyoruz 1 saat kadar ve birden çölün ortasında Ortaçağ şehrine giriyoruz. Gezi boyunca en etkilendiğim bu sahneyi ömrüm boyunca unutmam herhalde.



Vaha kenarına kurulmuş bu şehirde önce Baal Tapınağını sonra forum agora ve tiyatro kısımlarını geziyoruz.

Öğlen yemeği için 300 pounda anlaşıp salatalar içinde ayrıca 200 pound isteyen kazıkçıya lokantacıya kızarak ödüyoruz parasını. Öğleden sonra şehrin dışına kurulmuş anıt mezarlara bakıyoruz sonra da tepeye kurulmuş kaleye. Dönüş yolunda daha temkinli gidiyoruz hızımız 120-130km/saat. Biraz dinlendikten sonra yine meydan a gidiyoruz. Humus yeyip ardından tatlıcıya gidiyoruz. Tatlıcı yine para almıyor zorla tatlı yediriyor bize. Sebep Türk olmamız. Önceki akşam yenildiğim tavlanın rövanşını almak için kahvehaneye gidiyoruz. Otel e dönüş yolunda sağlam kayboluyoruz. Yol sorduğumuz polis amiri bize eskort veriyor. Çok yorgunuz..
11.02
Sabah 8 gibi kalkıp 8.30 da yola koyulduk. 11.30 gibi Ürdün sınırına vardık. 1 saatlik gümrük işlemlerinden sonra Amman a devam ettik. Yollarda bizdeki gibi kısmen bozuk yerler var ve yamalar özensiz. Sınırdan 90km kadar sonra Amman a varıp city center tabelalarını izleyip Hotel Cliff adlı biryere yerleşiyoruz. Burası backpack yani sırt çantanı al gel tarzı biryer. Zaten gezi boyunca lonely planet adlı yayımevinin yayınladığı her ülkeyi tanıtan ve kitapta yer alan otellerde konakladık. Bizim gibi birçok turistte aynı kitabı okuduğu için onlarda bizim kaldığımız yerleri tercih ediyorlar. Burayı işleten Mehdi Türkiye ye birkaç kez gelmiş güler yüzlü ve konuşkan biri. Hemen kaynaşıyoruz. Ayberk senin adam diye bahsediyor ondan. Öğleden sonra İzmir’deki tango hocamın arkadaşı Maha’yı ziyaret etmek istiyoruz ancak kapalı üstelik telefonlarıda cevap vermiyor. Amman’da tango yapma şansını kaçırıyoruz. Akşam yemeğinde adını bilmediğimiz fırında pişirilmiş tahinli köfte yiyoruz sonradan öğrendik adı Pandora’ymış. Yarın ki istikamet Petra. Çantalarımızı burada bırakıyoruz dönüşte alacağız. Motorlarımızı otelin karşısındaki kaldırıma bıraktık. Polise burada bir şey olur mu diye sormaya çalışıyoruz amiri galiba “are you crazy?? This is King Abdullah’s country dont worry about your bikes. No one can touch them” Diyor. Peki diyoruz ama karşıdaki 24 saat açık falafelci çocuğa göz kulak olması için ricada bulunuyoruz.
12.02.
Nihayi amacımız kızıldenize varmak. Ürdün içinde 3 yol var buraya giden. Birincisi Kral Abdullah yolu yani otoban. Endurocu olduğumuz için bu yolu eliyoruz. 2.si kral yolu ve 3.sü ölü deniz yolu. Kral yolundan Petra’ya gitmek niyetindeyiz. Sabah 8 de yola koyulduktan sonra ilk olarak Karak’a yöneliyoruz. Nedense bir türlü Amman dan çıkmayı başaramıyoruz. Tabelalar çok yetersiz GPS almadığımız için pişmanız. Gideceğimiz yol yüksek olduğu için kalın giyindik ancak Amman çok sıcak ve pişiyoruz zaten kalın olan elbiselerimizin içinde dayanamıyorum çıkarıyorum termallerimi. 80 km kadar köy ova ilerledikten sonra birden dev bir vadi çıkıyor karşımıza.


Binlerce yıllık erezyonun oluşturduğu bu dev kanyonda resim çekip kamerayla çekim yapıyoruz. Virajlar yine harika. Karşı tarafa varınca termosumuzdaki çayımızı içiyoruz. Al Karak kalesine varıyoruz. Diğer kalelerden pek farkı yok ama Turist dolu.

Petraya doğru yola çıkıyoruz ve gezimizin ilk aksiliği gerçekleşiyor. Yol yapımı için kazılıp düzeltilmeyen bir kasise hızla giriyorum. Motorumda bir şey yok ancak arka çantamda kırıklar var. Lastikle bağlayıp devam ediyorum. Dağlar boyu ilerleyip erimemiş karlar üzerinde 2. çay molamızı veriyoruz


. Bol virajlı bu yolda ilerlerken Aqaba Petra ayrımında rehberim Ayberk Aqaba yönüne dönüyor. Vardır bir bildiği deyip uyarmıyorum. Otoban kaymak gibi arkadan gelen rüzgar eşliğinde 8000 devire çıkarıyorum motorumu 5. viteste hiç bu kadar hızlı olmamıştım. Bir ara neden Petra yazısı yok deyip duruyor Ayberk. Diyorum geride kaldı o. Kendimize kızıp dönüyoruz. Petra’ya 9 km kala motorum isteğim dışında tepkiler vermeye başlıyor hemen sağa çekiyorum bir marangoz çivisi çıkarıyorum arka lastiğimden. Köpüğü boşaltıyorum içine ama fayda etmiyor. Pompada öyle. Hava karamak üzere ve yedek iç lastik almadık dahası bulamadığımız için es geçtik tek eksiğimiz buydu gezide büyük hata!! El kaldırdığımız bir kamyonete yüklüyoruz benim oğlanı ve lastikçiye götürüyoruz. Lastiği biz söküyoruz oda yamalıyor. Ucuz atlattık.

Kitabımızda yer alan Petra Gate oteline yerleşiyoruz. Temiz ve güzel. 20 dinar(40TL) kahvaltı dahil. Yemek yemek için çarşıya iniyoruz ve ilk defa sulu yemek buluyoruz Cleopatra Restoran’da yani bildiğimiz lokanta. Yarın erken kalkıp 1 günde gezmek niyetindeyiz Petra’yı. Çokça yol yürüyeceğiz.
13.02
Spor ayakkabımızı giyip kaldığımız otele 2km uzakta olan meşhur Petra’ya doğru yola çıktık motorlarımızla. Hava sıcak ve eşyaları koyacak yerimiz olmadığı için kask eldiven mont almayıp dolaşacağımız kıyafetlerle biniyoruz. Pekiii yokuş aşağı viraja bakmadan (solumda beni sıkıştıran araca bakıyordum) aniden gazlarsanız viraj eğimi ters, lasikler soğuk ve yolda hafif tozluysa ne olur? Arka lastiğim yanıma geldi ve benim oğlan yere yattı. Elimde ufak bir çizik dışında bir şey olmadı bana. Transalpimede bir şey olmadı ama çantam bu acıya daha fazla dayanamadı ve Ürdün’ün çöpçülerine emanet edildi.

Moralimizi bozmadan tura katıldık. Girişte rehberlik için 21JD( Jordan Dinar) ve atla gezi için 12JD ödüyorsunuz. Ata binmeyeceğim yada rehber istemiyorum gibi bir seçenek henüz keşfedilmemiş burada paşa paşa ödüyorsunuz Türkçesi 70TL yi. Sanırım dünyanın en pahalı gezi yeri. İndiana Jones filmi burayı meşhur yapmış o sebeple akın akın turist geliyor bizim kültür bakanlığımız da Troy’un çekiminin Türkiye de yapılmasını yasaklıyor. Neyse…Gezdiğimiz bölge doğal şekilde oluşmuş. Depremler yer hareketleri ve erezyon sonucunda yer yer 100m derinliği bulan yarıklar oluşmuş. Nebatian denen bedevi halk buraya yerleşmiş. Kralları Roma Yunan ve Mısır etkisinde kalmış ve günümüze kadar kalan eserleri yaptırmış. Palmyra kadar etkilenmedim sanırım aşırı reklam ve turistlerin çokluğundan yine de güzel bir yer. Sanırım iyi pazarlama diye buna deniyor. Oysa ki Palmyra-suriye’de 15 pound yaklaşık 4,5 TL ödemiştik giriş için. Saat 4 gibi bitiriyoruz turumuzu tabi bizde bitiyoruz. Yarınki istikamet Aqaba.













14.02
Yine düştük yollara. Aqaba – Petra arası 120km. Solumuzdan gelen çok kuvvetli rüzgar eşliğinde yavaş yavaş gidiyoruz.

Aqaba’ya 30km kala sol tarafımızda bir tabela var Wadi Rum. Buraya dönüyoruz. Yaklaşık 20km kadar sonra çölün içinde harikulade şekillerden oluşan bu yere geliyoruz. Bölge koruma kapsamında. Burayı 4x4 ler ve develerden başka gezme şansınız yok. Bizim oğlanlar kuma saplanıp kalıyor. Çölde Çay molası verdikten sonra Aqaba’ya çeviriyoruz rotamızı.





Nihayet Kızıldeniz’e ulaşıyoruz. South Coast tabelasını takip edip Kızıldeniz manzaralı bir pansiyona yerleşiyoruz. Karşıda İsrail ve Mısır toprakları görünüyor. Suudi Arabistan Sınırına da 10km uzaklıktayız. Zaten yeterince sıcak havadan bunaldığımız için Kızıldeniz in ılık suyuna bırakıyoruz kendimizi. Havada bol oksijen ve yosun kokusu var bizim yaz akşamüstlerinde Seferihisar-Gümüldür arasını hatırlattı bana.

15.02
Sabah hafif bir kahvaltı yapıp dalış merkezine gidiyoruz. Ufak hazırlıklardan sonra 50-60 yıl evvel batmış bir tekneye dalıyoruz. 1 yıl önce en son daldığım yer yine Kızıldeniz di.
En kötü yeri bile çok güzel. 1 saat sonra bu sefer bir savaş tankına dalıyoruz. Bizim ordu da atsa keşke eskiyen araçlarını, hem dalış mekanı hem de balıklara yuva olur. 50 dakika sonra tüpümde 100 barla çıkıyorum dışarı. Hava 30 derece su ise 20-22.


Üst üste 2 dalışın verdiği açlıkla yemek yemek için Aqaba şehir merkezine gitmeye yola koyuluyoruz. Polis durduruyor bizi ve nerelisiniz diyor. Türküz deyince “Mahmuud” diye sesleniyor arkadaşına. Oda gelip “Seni seviyorum” diyor bize. Şu an gezimizin en güney rotasındayız ve öncelikli amacımız Kızıldeniz e varmaktı. Bunu Aqaba’da Ali Baba Restoranda güzel bir ziyafet çekip kutluyoruz. Su almak için girdiğimiz bir yerde Efes Pilsen dolu bir dolap gözümüze çarpıyor. Sahilde Kızıldeniz e karşı çerez eşliğinde içtikten sonra biraz kestiriyoruz kumların üzerinde.

16.02
Aqaba ve Kızıldeniz e veda edip Amman yolunu tutuyoruz. Bu sefer 3. yol olan Ölü Deniz (dead sea yada coğrafya kitaplarımızdaki adıyla Lüt Gölü) yolundan gideceğiz. Ürdün – İsrail sınırına yakınlığı sebebiyle çok sayıda kontrol noktası var. İlk kontrol noktasında triptik belgelerimize bakıp iyi yolculuk diliyorlar. 2.sinde sadece nerelisiniz diye soruyorlar. Türküz deyince mutluluk ve sevinç belirten Arapça bir şeyler söyleyip uğurluyorlar bizi. 20km de bir kontrol var ancak hiçbirinde durdurulmuyoruz. Nihayet lüt gölü’ne varıyoruz.

Deniz seviyesinden 400m aşağıda bulunan bu gölde sudaki tuz ve mineral oranı çok yüksek. Etrafında bolca endüstriyel yapı var ayrıca sulama içinde kullanılıyor. O sebeple seviye sürekli düşüyormuş. Zincirimde bulunan baklalardan bir ikisi uzama eğilimi gösterdiği için hız yapmadan varıyoruz Amman a. 300km sonunda alıyoruz benzini. Birde transalp çok yakar derler. Cliff Hotel de bizi çok sıcak karşılıyorlar. Biraz dinlendikten sonra amanda tamirci arıyoruz. Bir kaportacı buluyoruz. Nerelisiniz diyorlar Türküz diyoruz. Orada benim zinciri değiştiriyoruz. Kaportacının bazı takımlarını kullanıyoruz. Bize kahve ısmarlıyorlar. Ne kadar diyoruz istemez deyip uğurluyorlar bizi.
17.02
Dün akşam otelde enemy behind the lines filmini izlediğim vede 02.00 de yattığım için zor kalkıyorum yatağımdan. Bugünkü ilk hedef Amman a yakın Qasr el Azraq.

100km sonra varıyoruz. Halkın içinde yapamadıklarını gözden ırak bu yerlerde yapmış amcalar. Arabistanlı Lawrence hani şu Arapları Türklere karşı kışkırtan İngiliz Ajanda burada kalmış.


Yakın zamana kadar sahip olduğu su kaynağı sebebiyle bitki ve hayvanlar açısından önemli bir yer olan bölge filistinden kaçan halkın nüfusu artırması ve su ihtiyacının artmasıyla kuruma noktasına gelmiş. Ürdünlüler sonradan uyanmışlar ama çok geç.Buradan Qasr el Hamra’ya geçiyoruz. İlginç olan duvarlardaki freskler. Av ve dansöz resimleri dikkati çekiyor. Oysaki Müslümanlıkta resmetmek hoş karşılanmayan bir şeydi. 3. Qasr’ı gezmekten vazgeçip Jerash’a çeviriyoruz rotamızı. Amman a 50km uzaklıktaki bu tarihi yapı da Palmyra gibi güzel korunmuş etkileyici bir roma şehri.


Mö 2.yy da kurulmuş ve şehri ziyaret eden roma imparatoruna hediye olsun diye yaptıkları devasa bir kapısı var. Tekerleklerimizi Amman a çevirdikten sonra akşam dışarı çıkıyoruz. Lonely Planet’in Jordan kitabında yer alan mekanlardan birini buluyoruz akşam oturmak için. 1-2 sokaktan ve birkaç mekandan oluşan yeri gördükten sonra acaba bizim Kordonumuzu görseler ne yaparlar diye içimden geçiriyorum . İstanbul’u katmıyorum bile.
18.02
Bu sabah erken kalktık çünkü geçecek 3 tane sınırımız var. Ürdün, Suriye sonra tekrar Suriye ve Lübnan sınırlarını geçip Beyrut’a ulaştık. Aynı gün içinde Amman Şam ve Beyrut yani 3 başkenti gördük. Lübnan’ı diğer ülkelere bağlayan bu yol dağlık. Yolda sabırsız sürücülere ek olarak bolca kamyon var üstelik asfaltı kazıyıp bırakmışlar bizim motorlar giderken kafa sallasın diye.İlk defa keyif almıyorum motor kullanmaktan burada düşündüğüm tek şey hayatta kalabilmek. Şerit ihlali yapan sürücüler önümüzde araba olduğu halde yoldan çekilmemizi (sanki üstünden uçabiliyoruz araçların) isteyen sürücüler vs vs. eşliğinde vardık Beyrut a. Yaşadığımız yol stresine ek olarak rehber kitabımızda yer alan bir Hotel Al Al i bulabilmek için 1,5 saat arıyoruz. Ne var ki yeri değişmiş. Esas rehberim Ayberk sora sora buluyor otelimizi. Otelde Kanadalı Çinli Avusturyalı Amerikalı İngiliz ne ararsanız mevcut bir Türk yokmuş biz gelince tamam oldu.
19.02
Bu seferki istikamet Baalbeck tapınağı.



Bir gün önce girdiğimiz keşmekeşe giriyoruz tekrar. 1 saat kadar yol aldıktan sonra varıyoruz mekana. Etkiyelici derecede büyük sütunlu bu tapınak 200 yılda yapılmış. İçinde Zeus ve Dionisos Tapınakları var . Öğle yemeği yerken bizi gören bir Türkmen ısrarla davet ediyor bizi evine. Kibarca reddediyoruz. Dönüş yolunda Ksara şarap mahzenlerini geziyoruz.

Yeraltındaki doğal mahzenlerde saklanan Lübnan’ın üzüm bağlarında yetişen üzümlerle Lübnan’ın en güzel şarap ve arak (bizim rakının benzeri) içkilerini üretiyorlar. Akşam Ayberk’in Denizli’deki tekstilci arkadaşının arkadaşı Lübnanlı bir motorcu olan Rami ile buluşuyoruz. Bizi L-Club diye biryere götürüyor. V.I.P. konuğu oluyoruz.

Daha sonra B018 diye başka biryere daha gidiyoruz. Sigara yasağı yok burada. Eskiden nasıl duruyormuşuz kapalı yerlerde?..
20.02
Güneyde bulunan Sidon şehrine gitmek istiyoruz. İsrail e yakın olan bu şehre tam vardığımızda askerler durduruyor bizi ve motorla giremezsiniz diyor. Birkaç sene önce terörist bir saldırı olmuş herhalde motorlarla. Biraz öfkeli geri dönüyoruz ama dağ yollarından. Yollar güzel ancak her yerde yerleşim var. Bu Lübnan’da yerleşim olmayan yer boş arazi yok herhalde. Türkiye’nin gözünü seveyim diyorum. Yapılan yanlışlara kızsak ta bizim ülkemiz hala daha güzel. Hem de çok güzel.

21.02
Lübnanlı dostumuz Rami bizim için goldwingci arkadaşlarını organize ediyor. Birlikte 1 saat kadar yol yaptıktan sonra dağlarda bir yerde kahvaltı yapıyoruz. Bir tek kuşsütü eksik. Daha sonra biraz daha ilerleyip bir kayak merkezine geliyoruz. Lübnanlı dostlarımız bizi çok sıcak bir ilgi ile ağırladılar. Bizi tekrar davet ettiler bizde onları beklediğimizi söyledik. Onlara buradan teşekkür etmek istiyorum.





22.02
Artık dönüş yolundayız amacımız Halep e varmak. 05.30 da kalkıp 6 gibi yola koyuluyoruz. Trafik bu saatte bile yoğun. Hızlı bir şekilde Beyrut’tan ayrılıyoruz. Solumuzda Akdeniz ilerliyoruz Tripoli(Trablus) şehrine kadar. Akdeniz’den gelen kuvvetli lodos bile yolumuzdan saptırmıyor bizi ne de olsa alıştık bu tür basit şeylere. Trablus daha sakin ve düzenli bir şehir. İçinden transit geçip sınıra varıyoruz. 1 saat sınır işleminden sonra Suriye’ye giriyoruz. Görevliler sıcak ve ilgili yine. Lübnan tarafındaki gibi değil. Sanırım Lübnan hala saramamış yakın zamanda İsrail ile yaptıkları savaşın yaralarını. O yüzden halk bize karşı iyi de olsa görevlilerde sürekli bir tedirginlik söz konusu. Suriye tarafına geçince bize söyledikleri ilk şey “Murat Alemdar” ( Polat Alemdar’ın Suriye’deki adı) ve hangi şehirden olduğumuzu söylemek için sordukları “istanbuuul?” kelimeleri. Ayberk bir dahaki gezide fotoshop’ta Polat Alemdar’la yan yana bir resim ayarlayacak. Bu resmin tüm kapıları açacağından eminim.Latakia (Lazkiye) girişine kadar deniz kenarında gidiyoruz. Suriye’nin bu yüzünü daha önce hiç görmemiştim.

Yazlık yerler portakal ve mandalina ağaçları her yerde. Halep e dönünce de manzara değişmiyor. Bir ara göl manzaralı ağaçlık bir yolda ilerliyoruz tabi çekim yapmayı ihmal etmiyoruz. Sabah Beyrut’taydık şimdi 420 km sonra Halep’teyiz. Hotel Han Adi’nin güler yüzlü sahibi bizi çok sıcak karşılıyor 2. defa.
23.02.

İstikamet Adana. Sakince yol alıyoruz ve canım ülkem Türkiye ye giriyoruz. Çok özlemişiz. Bazı şeylerin değerini anlamak için bazen biraz uzaktan bakmak gerekiyor sanırım. İlk sefer pas geçmek zorunda kaldığımız Hasan Abi bu sefer bırakmıyor bizi endurocu.com sayesinde tanıdığımız güzel bir insan.

24.02. bu sefer endurocuya yakışır şekilde yoldan dönme kararı alıyoruz. Mersin Erdemli’ye kadar yol düz geliyor. Buradan sonra harika virajlar ve manzaralar var. Diyebilirim ki şu ana kadar gördüğüm en güzel yollardan biri belki de en güzeli. Hızımız çok düşük olduğu için Antalya ya kadar olan 560km lik yolu öğlen 3 te tamamlayabiliyoruz. Bu arada yer yer yağmurda yağıyor ve yağmurluklarımızı giydik.


Antalya da kalıp kalmayacağımızı düşünürken vazgeçip Denizli’ye ilerleme kararı alıyoruz. Denizli’de Ayberk’in lise arkadaşında kalıyoruz.
25.02.
İzmir’e 250 km var. Önce Aydın’da İzmir 140km tabelasını hemen ilerisinde de otoban İzmir 125km yazısını görüyorum. Çocuklar gibi seviniyorum 15km daha az ve otobandan gideceğiz iyice özledim İzmir’imi. Bolca yağmur yiyoruz yol boyunca neyse ki çizme ve yağmurluklarımız var. Öğlen 12 gibi İzmir’deyiz. 20 gün süren gezimiz nihayetine erdi. Gezimiz boyunca bana eşlik ve rehberlik eden dostum Ayberk’e aileme ve desteğini esirgemeyen endurocu.com ailesine teşekkür ederim.
Zafer
_________________


En son zaferoz tarafından Cmt Mar 06, 2010 10:52 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Sponsor Linkler






Tarih:     Mesaj konusu:

Başa dön
marcos2609
Değerli Üye
Değerli Üye


Kayıt: Jul 19, 2008
Mesajlar: 91
Nerden: başkent

MesajTarih: Cmt Mar 06, 2010 10:21 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ellerinize tekerinize sağlık, harika bir gezi olmuş lakin topcase"iniz ve ufak kaza biraz içimi burktu. ne iyi ki burun bile kanamadan atlatmışsınız. çok geçmiş olsun

saygılar
_________________
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder MSN Messenger
__face__
BMW Grubu
BMW Grubu


Kayıt: Apr 11, 2006
Mesajlar: 5500
Nerden: Bandırma

MesajTarih: Cmt Mar 06, 2010 10:38 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ZAFER'im sana ne diyeceğimi bilemiyorum... Confused
bu Raporu ne zamandır bekliyordum biliyorsun...

Seninle GURUR duyuyorum... ve seni tanıdığıma çok mutluyum diyebiliyorum Dostum...

_________________
...der __face__

Feyzhan
ÖZTÜRK
545 401 45 46
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder Kullanıcının web sitesini ziyaret et MSN Messenger
zaferoz
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt: Aug 19, 2009
Mesajlar: 820
Nerden: İzmir

MesajTarih: Cmt Mar 06, 2010 11:13 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Teşekkürler marcos2609 kot pantolonumun cebi yırtıldı yere düşünce hala dikmedim anısı taze kalsın diye Very Happy

__face__ Seni tanımak daha güzel Very Happy Bu site seninle canlı ve güzel umarım rapor beklediğin gibi olmuştur teknik detaylarla can sıkmamak için es geçtim bir ara onlarıda yazarım
_________________
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
cc
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye


Kayıt: Feb 25, 2007
Mesajlar: 198

MesajTarih: Cmt Mar 06, 2010 11:14 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Her ikinizide tebrik ederim,tekerinize,yüreğinize ve ellerinize sağlık.
Paylaşım için teşekkürler.Cengiz...
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:


Very Happy Smile Sad Surprised Shocked Confused Cool Laughing Mad Razz Embarassed Crying or Very sad Evil or Very Mad Twisted Evil Rolling Eyes Wink Exclamation Question Idea Arrow Neutral Mr. Green
Seçenekler
Son Mesajı Alıntı Yap
 
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    www.endurocu.com Forum Ana Sayfası -> Geziler/Toplantılar Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2, 3 ... 10, 11, 12  Sonraki
1. sayfa (Toplam 12 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Netopsiyon

 
 
 
  Endurocuların Buluşma Portalı
Tüm Hakları Saklıdır - All Rights Reserved!
Copyright © 2004 - 2015 Endurocu.Com